77 kişiyi öldürdü sadece 21 yıl hapis cezası aldı! Peki sistem ne?

Tarihler 22 Temmuz 2011’i gösterdiğinde tüm dünya Norveç’ten gelen korkunç haberle sarsılmıştı. Daha sonra adının Anders Behring Breivik olduğu öğrenilen bir cani, 77 kişinin öldüğü, 242 kişinin de yaralandığı terör saldırılarını gerçekleştirmiş, dünya buz kesmişti.

Mahkemelere Nazi selamıyla katılan, suçuyla ilgili herhangi bir pişmanlık duymayan Breivik dünyanın gözü önünde gerçekleşen davaların ardından 21 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. İdam elbette söz konusu değildi ancak ülkenin ceza kanununda müebbet de bulunmuyordu.

DÜZELMEZSE 5 YIL DAHA…

Özetle sistem şöyle işleyecekti: Breivik, 21 yıllık cezasının en az 10 yılını yattıktan sonra her 5 yılda bir gözden geçirilecek ve durumuna göre yapılan değerlendirmeyle ya cezası 5 yıl uzatılacak ya da beraat edecekti.

Buradan yola çıkarak İskandinav ceza hukuku ve infaz sistemi tartışmaların odağı haline gelmişti. Şimdi ise yine gözler bu sistemde. Norveç’in Kongsberg kasabasında gerçekleştirdiği oklu saldırıyla 5 kişiyi öldüren Espen Andersen Brathen’e verilecek ceza merakla bekleniyor.

Şu sıralar Brathen’in akli dengesinin yerinde olup olmadığı tartışılıyor. Ancak akli dengesi yerinde olduğu tespit edilse dahi kendisine maksimum 21 yıl ceza verilebilecek. Peki burada Norveç ve daha geniş kapsamda İskandinav ceza infaz sistemi ne amaçlıyor?

Cezaevi Çalışmaları ve İskandinav Ceza İnfaz Sistemi adlı kitabın yazarı olan ve MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde dersler veren İpek Özel, İskandinav sistemini şöyle anlatıyor:

“İskandinav sistemi bir suç işlendiğinde failleri temelde ‘cezalandırmayı’ değil, o suçun işlemiş olmasıyla oluşmuş hasarı ‘onarırken’, kendilerini de ‘rehabilite etmeyi’ amaçlar.”

Breivik’in durumunda dünyanın belki de pek çok noktasında kafa karıştıran durum ise şuydu: “Peki geride kalanların ve mağdurların rahatlaması? Bunun hiç mi önemi yok?” Aslında bunu kendi hukuk sistemimizden baktığımız noktadan ve tarihsel bir sürece dayanan toplumsal kodlardan yola çıkarak talep ediyoruz.

İpek Özel de bunu vurgularken “Brevik’in dünyanın herhangi bir yerinde son derece ‘hoşgörülü’ olarak değerlendirilecek bir cezaya çarptırılması, kanımca, onu rehabilite etmek için değil, sadece Norveç yasalarına göre azami cezanın bundan fazla olamayacağı içindir” diyor ve ekliyor:

“Yani başka bir deyişle, Breivik vatandaşı olduğu ülkenin yasalarına göre, aslında, en yüksek cezayı almıştır.”

‘NASIL UYGULANDIĞI DA ÖNEMLİ’

Görüşüne başvurduğumuz bir diğer isim olan ve İnfaz Hukuku adlı kitabın yazarı Prof. Dr. Timur Demirbaş ise Breivik gibi suçlulara verilen cezalarda toplumsal rahatlamayı cezanın miktarı kadar uygulamanın da sağlayacağını söylüyor:

“Kanunda cezalar var ama işleyişte zaman zaman uygulamada sıkıntılar olabiliyor. Haliyle insanlar özellikle tutuksuz yargılama gibi kararlara da tepki gösteriyor” diyor.

Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan Altun ve Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Yrd. Doç. Dr. Haluk Çolak’ın kaleme aldığı Kısa Süreli Hapis Cezaları, Seçenekli Yaptırımlar ve İnfaz Rejimleri makalesinde “Avrupa ülkelerinden bir kısmı (İsviçre, Hollanda ve İskandinav Devletleri) kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezayı, yaptırım sisteminin merkez ve vazgeçilmez kısmı olarak görürler” ifadesi yer almakta.

İpek Özel sistemin mantığını açıklarken cezaevlerinin ve ABD’de var olan gibi idam cezalarının ne ıslah ne de caydırıcılık sağladığını ifade ediyor. Hatta özellikle kısa süreli hapis cezaları gerektiren hapis kararının büyük oranda kişileri kriminalize ettiğinin tespit edildiğini belirtiyor.

Ancak sistemler teoride olduğu kadar pratikte başarılı olamıyor. Zira sorunlar sadece infaz sisteminin düzenlenmesiyle çözülmüyor. Kültürel değişimler, siyasi söylemler, toplumsal tepkiler, ekonomi gibi pek çok etken insanları suça itebiliyor.

‘UZLAŞMA ZEMİNİ…’

Bununla birlikte İskandinav ceza infaz sisteminin istisnai olduğunu vurgulayan İpek Özel’in altını çizdiği nokta ise amaçlananın toplumu da çözüme dahil etmek fikri olduğu:

“Devlet suç teşkil eden fiillerde asıl mağdurun kendisi olduğu tutumundan yola çıkmadığı gibi, suçun bireylere karşı işlendiğini kabul eder ve mağdurlara, faillere ve topluma pasif roller biçmek yerine onları da işin içine alarak, suç mağduriyetinin doğurduğu yaraların sarılması, sulh ve barışın sağlanması adına bir uzlaşma zemini yaratmak üzere bir rol üstlenir.”

metin.aktasoglu@haberglobal.com.tr 

Kaynak: Web Özel

Bunları da sevebilirsiniz

Whatsapp İhbar Hattı
Merhaba ;
Nasıl yardımcı olabilirim?