Şenol Alnıak Yazdı”Gecikmiş Adalet mi, Stratejik Zamanlama mı?”

Aynı filmi Bursa’da izliyoruz…
Adaletin çarkı artık bu ülkede “er ya da geç” değil, tam zamanında işlemeli. Bir toplumun hukuka olan inancı, ancak o hukukun hızı ve tarafsızlığıyla ayakta kalabilir.

Bugün sormamız gereken en can yakıcı soru şudur: Adalet sağlayıcılar; şahısların yaptıkları varsayılan yanlış ve hatalarını niçin olaylar anında değil de yıllar sonra, tam da stratejik zamanlarda sorma derdinde? Eğer bizden adalete inanmamız bekleniyorsa, tecelli eden olayların neden “o zaman” değil de “beklenilen zamanda” sorgulandığını açıklamak zorundadırlar.
Siyasetin Şaibe Çıkmazı ve Seçmen İradesi
Siyasal sistemin işleyişine dair en büyük sancımız, adaletin zamanlaması ile siyasi ajandaların kesişmesidir. Hukukun temel ilkesi olan “Gecikmiş adalet, adalet değildir.” düsturu aşındırıldığında, toplumda yargıya olan güven yerini kuşkuya bırakır. Bir usulsüzlük dosyasının yıllarca bekletilip silsile olaylar zamanında açılması, süreci hukuki bir takipten ziyade siyasi bir hamle gibi gösterir. Bu durum, gerçek suçluların bile toplum nezdinde “mağdur” rolüne bürünmesine zemin hazırlar.
Meselenin diğer bacağı ise “seçmen iradesi” noktasıdır. Hakkında yıllardır halk arasında bile söylemler olan, üzerinde “şaibe” bulutu gezen isimlerin, tam da seçilebilecek en uygun zamanlarda aday gösterilmesi kimin tercihidir? Bu noktada artık “koltuk hırsı” ve “adaylık sevdası”nın ötesine geçmeliyiz. Siyaset bir meslek değil, bir hizmet nöbetidir. Bir kez seçilenin, görev süresi bittiğinde yerini yeni bir isme bırakıp bilgi birikimini “danışman” sıfatıyla paylaşması, siyasetin kişiselleşmesini engelleyecek en etkili yoldur.

Çözüm: Yargı Bağımsızlığı ve Sivil Bilinç
Bu kısır döngünün kırılması için asıl kesin çözüm, yargı bağımsızlığının tam tesisinden geçer. Eğer bir ülkede yargı tam bağımsız ve zamanında işliyorsa, siyasi partiler şaibeli birini aday göstermeye cesaret edemezler. Denetim korkusunun olduğu yerde liyakat mecburi hâle gelir; siyaset bir “dokunulmazlık zırhı” olmaktan çıkar.
Ancak bu değişim sadece yukarıdan aşağıya yasal reformlarla değil, aşağıdan yukarıya da bir “seçmen devrimi” ile mümkündür. Biz seçmenler olarak; parti aidiyetini bir kenara bırakıp “dürüstlük ve liyakat” ortak paydasında buluştuğumuz gün, patronun biz olduğumuzu hissettirdiğimiz gün film değişecektir. Mahalle baskısını ve “Benim oyumla ne değişir?” duygusunu yıkmak zorundayız.

Final Sahnesi: Yeni Bir Hikâye
Bugün toplum olarak bu bedeli fazlasıyla ödedik ve artık “final” sahnesindeyiz. “O tarafı da bu tarafı da gördük.” diyenlerin yorgunluğu, aslında yeni bir başlangıcın habercisidir. Bu yeni hikâye; genç neslin ideolojilerden arınmış “filtresiz bakışı” ile orta kuşağın acı tecrübesinin birleştiği noktada yazılacaktır.
İnsanca yaşam, hukukun üstünlüğü ve liyakat… Bu üç değer, tüm fikirlerin ve nesillerin üzerinde buluşabileceği en sağlam köprüdür. Şaibesiz, temiz ve sadece halkı için çalışan kadrolara kurumları teslim etmediğimiz sürece aynı filmi izlemeye devam edeceğiz.
Artık izlettiğiniz sinemada bitti .Işıklar yandı, seyirci yorgun; beklenti yeni ve temiz bir hikâye.
Haydi hikayeyi birlikte başlatalım hemen şimdi ve bugünden……

ŞENOL ALNIAK
31.03.2026

Bunları da sevebilirsiniz