Ece Arcan Yazdı “Kuklalar Krallığı”

Hepimiz aslında birer kuklayız…

İster kabul edin, ister etmeyin. En sıradan insandan en güçlü makamlara kadar herkes, bir ölçüde yönlendiriliyor. Ama bu yönetim mahalle, şehir ya da ülke sınırlarında kalan bir şey değil; çok daha büyük, çok daha küresel bir düzen.
Bize gösterilen kadarını görüyor, anlatılan kadarını biliyoruz. Televizyondan, medyadan ve sosyal ağlardan önümüze ne konulursa onu gerçek kabul etmeye meylediyoruz. Perdenin arkasına bakmayı, “Neden?” diye sormayı çoğu zaman aklımıza bile getirmiyoruz.
Sonra bize kimlerin dost, kimlerin düşman olduğu söyleniyor. Kimin alkışlanacağına, kimden nefret edeceğine birkaç “iyi adam” karar veriyor. Elbette “iyi” kelimesini biraz ironik kullanıyorum.
Mesela Yunan halkını düşünün. Yakından tanıyan bilir; İzmir insanı gibi sıcakkanlı, Anadolu insanı gibi misafirperver pek çok insanla karşılaşırsınız. Halklar arasında çoğu zaman gerçek bir düşmanlık yoktur. Buna rağmen hâlâ “denize dökeriz” söylemleri dolaşır, insanlar birbirine düşman gibi bakmayı sürdürür.
Sorgulayan insan için bunda bir sorun yoktur; çünkü o, kendisine sunulan bilgiyi tartar. Ama sorgulamayan kişi, kendisine dikte edilen kalıpları hayatının gerçeği sanır. Sorgulayan insanlar ise bazı çevreler tarafından hedef gösterilerek kolayca “düşman” ilan edilir. Asıl toplumsal tehlike de tam burada başlar.
Bugün ülkemize baktığımızda; ağır bir ekonomik sıkıntı, adalet tartışmaları, organize suç iddiaları ve toplumun farklı kesimlerinde derin bir güvensizlik görüyoruz. Hayvan hakları konusunda yaşananlar da bunun bir parçası. Bir tarafta yaşananlara kahrolan, mücadele eden hayvanseverler; diğer tarafta ise “İyi oldu, hepsini toplasınlar.” diyebilen insanlar var. Aynı olay karşısında vicdanlar bile ikiye ayrılmış durumda.
Bütün bunların ortasında ise yüzü uzun zamandır gülmeyen bir toplum yaşıyor. Sokakta trafik kavgaları, evlerde aile içi şiddet, her gün yeni bir öfke patlaması… İnsanlar mutlu değil. Yorulmuş, öfkelenmiş ve içlerinde biriken yükü boşaltacak bir hedef arıyorlar.
Bu düzen nasıl değişir, bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Bize neyi düşüneceğimizin, kimden nefret edeceğimizin ve neye sevineceğimizin sürekli fısıldandığı büyük bir oyunun içindeyiz. Ve bu oyunun kuralları, farkında olmayanları sessizce yönetmeye devam ediyor.
Bu yüzden hiçbir durumda sessizliğin arkasına saklanmamak gerekir. Çünkü sessizlik, çoğu zaman haksızlığın en rahat sığındığı yerdir. Her adaletsizlik karşısında ses çıkarmak, kamuoyu oluşturmak ve vicdanı diri tutmak gerekir.
İnternet çağında yaşayıp da hâlâ sadece kendi keyfine bakıyor, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” anlayışıyla hiçbir şeye ses çıkarmıyorsanız, zaten başka bir tarafta duruyorsunuz demektir. Çünkü duyarsızlık da bir tercihtir.
Ben bugün bu ülkede iyilerle kötüler arasında bir mücadele olduğuna inanıyorum. Vicdanla çıkarın, merhametle zalimliğin, adaletle haksızlığın mücadelesi…
Ve bütün karanlığa rağmen, sonunda iyilerin kazanacağına inanıyorum.
Hepimiz çok yakında göreceğiz.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir